Temettü yatırımı yapan yatırımcılar için en önemli konulardan biri yalnızca şirketin ne kadar temettü dağıttığı değil, bu temettünün vergi sonrası yatırımcıya ne kadar kaldığıdır.
Türkiye’de temettü gelirleri iki aşamalı bir vergilendirmeye tabi tutuluyor. İlk aşamada temettü ödenirken kaynağında stopaj kesiliyor. İkinci aşamada ise belirli şartlarda yıllık gelir vergisi beyannamesi gündeme geliyor.
Ancak burada yatırım fonlarının sahip olduğu önemli bir vergi avantajı bulunuyor.
Bu avantaj özellikle yüksek miktarda temettü geliri elde eden büyük yatırımcılar açısından dikkat çekici hale geliyor.
Temettü Gelirinde Vergilendirme Nasıl İşliyor?
Türkiye’de temettü ödemesi yapılırken ilk olarak %15 stopaj uygulanıyor.
Ancak vergilendirme bununla bitmiyor.
Yıllık temettü geliriniz belirlenen beyan sınırını aşarsa, gelir vergisi beyannamesi verilmesi gerekiyor. Bu aşamada hesaplanan gelir vergisinden, daha önce temettü ödenirken kesilmiş olan stopaj mahsup ediliyor.
Dolayısıyla yüksek tutarda temettü geliri elde eden yatırımcının toplam vergi yükü yalnızca %15 stopajdan ibaret olmuyor.
Örneğin, başka bir geliriniz olmadığını varsayalım.
10 milyon TL brüt temettü geliri elde eden bir yatırımcıda toplam efektif vergi yükü yaklaşık %16 seviyesinde oluşabiliyor.
Temettü geliri büyüdükçe efektif vergi oranı da yükseliyor. Temettü tutarı 50 milyon TL’yi aştığında, toplam efektif vergi oranı yaklaşık %20 seviyesine yaklaşabiliyor.
Bu nedenle yüksek temettü geliri elde eden yatırımcılar açısından vergilendirme artık ciddi bir maliyet haline geliyor.
Örneğin yılda 100 milyon TL temettü geliri elde eden bir şirket ortağı veya büyük portföy sahibi için yaklaşık 20 milyon TL’lik bir vergi yükü söz konusu olabiliyor.
Burada ise yatırım fonları devreye giriyor.
Fonların Temettü Vergisinde Önemli Bir Avantajı Var
Yatırım fonlarının portföyünde bulunan hisselerden elde edilen temettüler açısından önemli bir farklılık bulunuyor.
Devlet, fonun portföyündeki hisselerden elde edilen temettüyü fon seviyesinde, bireysel yatırımcıdaki gibi ayrıca vergilendirmiyor.
Yani bir fonun portföyüne 100 milyon TL temettü geldiğini düşünelim.
Doğrudan hisse senedine sahip olan bireysel yatırımcıda olduğu gibi yaklaşık 20 milyon TL’lik toplam vergi yükünün oluştuğu bir yapı söz konusu değil.
Bunun yerine 100 milyon TL fonun içerisinde kalıyor.
Fon bu tutarı yeniden yatırıma yönlendirebiliyor.
Bu durum özellikle uzun vadeli yatırım açısından önemli bir avantaj yaratıyor. Çünkü temettü üzerinden vergi ödenerek yatırım dışına çıkan para yerine, fonun içerisinde kalan tutarın tamamı yeniden değerlendirilebiliyor.
Peki Fon Yatırımcıya Temettü Dağıtırsa?
Burada önemli bir ayrıntı var.
Fonun portföyündeki şirketlerden temettü elde etmesi ile fonun kendi yatırımcısına temettü dağıtması aynı şey değil.
Fon yatırımcısına ayrıca temettü dağıtılırsa, dağıtılan tutar üzerinden normal temettü vergilendirme kuralları uygulanıyor.
Dolayısıyla avantajın temel noktası, temettünün fon içerisinde kalması ve yatırımcıya doğrudan dağıtılmadan yeniden yatırıma yönlendirilebilmesi.
Bu Vergi Avantajı Neden Önemli?
Bu yapının temel amacı, yatırımcıyı doğrudan tek tek hisse senedi almak yerine yatırım fonları üzerinden yatırım yapmaya teşvik etmek.
Küçük yatırımcı açısından bakıldığında bunun oldukça anlaşılır bir mantığı var.
Yatırımcı fon satın alıyor, fon çok sayıda hisse senedine yatırım yapıyor, şirketlerden gelen temettüler fon içerisinde kalıyor ve portföye yeniden yatırılabiliyor.
Fakat zaman içerisinde ortaya başka bir kullanım alanı da çıkıyor.
Bu avantajın yalnızca küçük yatırımcılar tarafından değil, çok büyük portföylere sahip yatırımcılar ve şirket ortakları tarafından da kullanılabildiği görülüyor.
Büyük Portföy Sahipleri Bu Sistemi Nasıl Kullanabiliyor?
Örneğin bir yatırımcının elinde yüz milyonlarca lira değerinde hisse senedi bulunduğunu düşünelim.
Bu yatırımcı, hisselerini kendi kontrolündeki bir serbest fona aktarabiliyor.
Bundan sonra söz konusu hisselerden elde edilen temettüler doğrudan yatırımcıya değil, fona geliyor.
Böylece doğrudan bireysel sahiplikte ortaya çıkabilecek yaklaşık %20 seviyesindeki temettü vergisi, fon içerisinde aynı şekilde ortaya çıkmadan yatırımın içerisinde kalabiliyor.
Üstelik yatırımcının nakde ihtiyacı olduğunda farklı bir mekanizma devreye giriyor.
Yatırımcı doğrudan temettü almak yerine fon payını satarak parasını çekebiliyor.
Böylece temettünün doğrudan kişiye dağıtılması durumunda ortaya çıkabilecek vergi yükünden önemli ölçüde kaçınılmış oluyor.
İşte fonlara ilişkin son dönemde getirilen düzenlemelere bu açıdan da bakmak gerekiyor.
Yeni Fon Düzenlemelerinin Arkasında Vergi Boyutu da Olabilir
Yıl sonunda yatırımcı sayısı 50’nin altında kalan fonların kapatılması ve serbest fonlarda BIST 30 dışındaki hisselerde %5’in üzerindeki pozisyonların toplamına %20 sınırı getirilmesi, yalnızca risk yönetimi veya fonların çeşitlendirilmesi amacıyla açıklanabilecek düzenlemeler olarak görülmeyebilir.
Bu düzenlemelerin bir başka amacı da fonlara sağlanan vergisel avantajın büyük portföy sahipleri tarafından kişisel vergi planlaması amacıyla kullanılmasının önüne geçmek olabilir.
Başka bir ifadeyle devlet açısından mesele yalnızca fonların nasıl yönetildiği değil, fon sisteminin sağladığı vergi avantajının hangi ölçekte ve kimler tarafından kullanıldığı da olabilir.
Çünkü küçük yatırımcı için oluşturulan bir vergi avantajının, yüz milyonlarca liralık portföy yöneten yatırımcılar açısından çok daha büyük bir vergisel sonuca dönüşmesi mümkün.
Fonların Vergi Avantajı Nereye Kadar Sürecek?
Temettü yatırımında yatırımcının yalnızca brüt temettü verimine bakması yeterli değil.
Temettünün yatırımcıya hangi kanaldan ulaştığı, vergilendirmenin hangi aşamada gerçekleştiği ve temettünün yatırım içerisinde kalıp kalmadığı da toplam getiriyi etkiliyor.
Yatırım fonları bu noktada önemli bir avantaj sunuyor:
Fonun portföyündeki hisselerden elde edilen temettü, fon seviyesinde bireysel yatırımcıdaki gibi ayrıca vergilendirilmiyor ve fon içerisinde yeniden yatırıma yönlendirilebiliyor.
Ancak bu avantajın büyük portföy sahipleri tarafından kişisel vergi planlaması amacıyla kullanılabilmesi, düzenleyici kurumların da dikkatini çekmiş görünüyor.
Bu nedenle son dönemdeki fon düzenlemelerini yalnızca “fonların riskini azaltmak” veya “portföyleri çeşitlendirmek” perspektifinden değil, aynı zamanda fon sistemindeki vergisel avantajın kullanım alanını sınırlama perspektifinden de değerlendirmek gerekiyor.
Önümüzdeki dönemde fonların vergilendirilmesine ilişkin yapılabilecek değişiklikler, özellikle yüksek temettü geliri elde eden yatırımcılar açısından yakından takip edilmesi gereken başlıklardan biri olacak.

